Neden Sosyalizm?

Doğa merkezli, eşitlikçi toplum inşa etmenin sosyalizmden başka bir yolu yoktur, en azından bugüne kadar bunu aşan bir önerme henüz mevcut değildir.

Bugün bir sayfa arkadaşım ifade etmişti, ben de ifade edeyim: Sosyalizm bir zorunluluktur ama insanlığı kurtarmak için değil! Sosyalizm, bütün bir canlı yaşamı insandan ve bugünkü insanın yaratıcısı olan paradigmadan (özel mülkiyet, devlet, tanrı, aile) ve dahi insanı kendinden kurtarmak için gereklidir.

Yine değerli sayfa arkadaşımın da belirttiği gibi, “Gerekli olan bugünkü insan değil ki, sosyalizme ihtiyacı da o olsun!”

Tam tersi, canlı yaşamın ihtiyacı olmayan, varlığıyla canlı yaşama zarar veren, onu yok olmakla yüz yüze getiren yegâne varlık insandır. İnsanın yok olması canlı yaşama sunulacak en büyük nimettir.

İronik olan ise şudur: Canlı yaşamı yok olmaktan kurtarabilecek tek varlık da, onu yok olmakla yüz yüze bırakan insandır. 

Bir vakitler devrimciler kendilerini “Halkı kurtarmaya adamış” insanlar olarak tarif ederlerdi, bu yanlış bir başlangıçtı, sonu da yanlış oldu. Devlet devrimcileri hapishanelere kapatıp, ağır işkencelerden geçirip, bu durum halkın umurunda olmayınca, halk devrimcileri ihbar edince, bu kez de devrimcilerin çoğu, “Bu halk için değmez” deyip halka karışıp buhar oldular.

Oysa devrimci olma nedeni “halkı kurtarmak” değil, kişinin suç üzerine kurulu bugünkü yaşamın suç ortağı olmayı reddetmek olmalıydı; bu, kişiyi daha dayanıklı kılan bir sebeptir.

Aynı şey sosyalizm ihtiyacı için de geçerlidir, sosyalizmi insanı kurtarmak için değil, canlı yaşamın toptan yok edilmesi suçuna ortak olmamak adına istemeliyiz. Hem doğru, rasyonel olan budur, hem de bu bizi daha dayanıklı yapar.

Canlı yaşam güvende olmadıkça insan da güvende olmayacaktır, ne dayanıklı evler yapmak, ne yaşam sigortası, ne de bankadaki mevduat insanı kurtarmaya yetmez.

Bu demek oluyor ki, canlı yaşamın devamlılığını esas alan, insanı da bunun parçası olarak yeniden tasarlayan bir önermeye ihtiyaç var. Bu önerme sosyalizmdir.

Sosyalizm önermesinin ilk kurucuları (Marx, Engels ve ilk ardılları), sosyalizmi insanın kurtuluşu eksenli bir toplum olarak tasarlamış olsalar da, bu handikap sonraki kuşaklar tarafından aşılmış, 1968 Hareketi sonrası, özellikle Avrupa ve ABD orijinli sosyalist örgütler, “Ya sosyalizm ya da toptan yok oluş” şiarını programlarına yazarak, insanın geleceğini doğanın geleceğine endekslemiş, Marx, Engels ve ardıllarının göremediklerini görmüş, eksik bıraktıklarını tamamlamışlardır.

Peki, bu nasıl olacak?

Doğa merkezli, eşitlikçi toplum inşa etmenin sosyalizmden başka bir yolu yoktur, en azından bugüne kadar bunu aşan bir önerme henüz mevcut değildir.

Anarşizm de eşitlikçi bir önermeye sahiptir, zaten anarşizmin nihai olarak önerdiği komünal yaşam ile Marksizmin önerdiği komünizm bir ve aynı şeydir, lakin anarşizm buraya ulaşabilmenin yol ve yöntemine sahip değildir, dolayısıyla da ütopiktir.

Evet, sosyalizm mümkün müdür ya da nasıl mümkün olacak? Bunun yolunun, kapitalist devletleri tamir ederek, onları “daha insancıl, doğa dostu” bir hatta çekmek, oraya hapsetmek değildir. Zira bu mümkün değildir, kapitalizm doğası buna uygun değil.

Bunun yolu, tuzu kuru 20-30 kafa dengi şehirlinin doğaya dönüş sloganı eşliğinde gidip bir tarla satın alıp, sonra da burada “ekolojik yaşam” kurmasıyla da mümkün değildir. Çünkü 8 milyar insanın aynı şeyi yapabilmesi mümkün değil. Bu, 6-7 bin sene öncesine dönüp, tarihi tekrarlamak demektir. Unutmayalım, ilk mülkiyet, sınıflar, artık ürün, artık ürüne el koymak, bunu koruyacak ilk devletler de böyle doğmuştu.

Bu, bir toprak parçasında özerklik ilan edip, sonrada orada yaşam kurmaya çalışmakla da olmaz, buna müsaade etmezler. Buna 10 bin sen önce müsaade etmediler, bugün hiç etmezler.

Bu ancak gezegeni bir bütün olarak gören, insanın, toplumun, topluluğun geleceğini doğanın geleceğinden bağımsız düşünmeyen bir önermeyle mümkündür. Bu önerme, sosyalizmdir.

Bu önermeye hayat verecek özne, işçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedecek olmayan kesimidir, yoksullardır.

Müslüm Gürses, başka bir kontekste söylese de, “Yakarsa dünyayı garipler yakar” derken, zalimlerden yana olan bu dünyayı yıkacak olan öznenin kim olduğuna işaret ediyordu. Keza Slavoj Žižek, 2011 yılında İngiltere’de marketleri yağmalayan siyah insanları, “Dünyanın bütün dükkân hırsızları birleşin!” sözleriyle selamlarken, yeni dünyanın kurucularını takdim etmekteydi.

Özneyi örgütleyecek, harekete geçirecek ve onun bu savaşını yönetecek olan ise, dünya çapında örgütlü devrimci bir partidir.

Onu örgütleyip harekete geçirecek olan, dünya çapında örgütlü devrimci bir enternasyoneldir (Devrimci Parti).

Peki, bu mümkün müdür? Bunu mümkün kılacak koşulları yaratan, yine kapitalizmin kendisidir. Kapitalizm, istemese de kendi mezar kazıcılarını da yaratmak zorunda olan bir sitemdir; istese de doğayı gözetemez ve herkesi mutlu edecek bir yaşam örgütleyemez. Yıkımla kendini var eder, bunu yaparken de kendi mezar kazıcılarını yaratır.

Eksik olan, kapitalizmin yarattığı yıkımı ve yok olmakla yüz yüze bıraktığı potansiyeli harekete geçirecek devrimci bir program ve bu programı eyleme dönüştürecek devrimci müdahaledir. Sosyalizmden başka seçenek yoktur, aksi takdirde kapitalizm er ya da geç bütün canlı yaşamı yok edecektir. Kapitalistler de bunun bilincindedirler, kendileri için başka gezegenlerde yaşam kurma çabaları da bundandır.

Elias Nin

09-04-2021