Fıkralardan Bir Demet

KİŞİSEL

California´da bir tecavüz davasına bakılıyor. Yargıç saldırıya uğramış kadına soruyor:
-Sanık söz konusu saldırıdan önce size ne söyledi?
Genç kadın sıkılıyor:
-Bunu söyleyemem, ama isterseniz bir kağıda yazıp verebilirim.
Yargıç bu isteği uygun görüyor. Notu okuduktan sonra jüri başkanına uzatıyor ve tüm jüri üyelerinin notu elden geçirerek okumalarını istiyor.
Duruşmanın başından beri uyuklayan bir jüri üyesi, yanındaki kadın üyenin dürtmesiyle uyanıyor ve kendisine uzatılan notu alıyor. Okuyor:
-Seninle öyle bir sevişeceğiz ki, böylesini hiç görmemişsindir..
Gülümseyerek kadın jüri üyesine bakıyor adam. Başını eğiyor ve kağıdı gömleğinin cebine sokuyor. Yargıç tarafından notu kendisinden sonraki üyeye geçirmesi istendiğinde ise itiraz ediyor:
-Veremem sayın yargıç. Kişisel bir not bu.

NİNNİ

Kars yöresinde bir nine Hasan adındaki torununu uyutmak için şöyle ninni söylemektedir:
"Hasan Hasan seni böyiyesen,
Komşunun tavuğuni çalasan,
Nenen ilen yiyesen."
Bunu duyan komşusu ise şöyle der:
"Hasan Hasan seni böyimiyesen,
Eğer o niyette isen
Nenen ilen sen katran yiyesen!"

DILIN VARMIYOR
Kilisenin papazı Tanrıyı anlatmaya çalışıyordu:
"Ne yerdedir, ne göktedir, ne yer,
ne içer, ne doğmuş, ne doğurmuştur.."
Ön sırada oturan sarhoş dayanamayıp seslendi:
"Şuna yok diyeceksin ama dilin
varmıyor anlaşılan..

YARISINI KESIYOR
Eskiden Türkiye’de paranın değerli
olduğu dönemde ilçenin birinde bir “deli"! yaşarmış. Çoğu zaman parasız, pulsuz dolaşıp diğer insanlardan para istermiş. Sık sık para istenmesinden bıkan biri “Git kardeşim işine, Allah versin, ben vermiyorum.” diye gırgır geçmiş.
Ama deli ya bu, inanmış ve sormuş:
“Allah’tan nasıl isteyeceğim?” Diğeri “Postaneye git, tel çek!” demiş başından savmak için.
Bizimki doğru postaneye gitmiş ve şöyle bir telgraf yazmış:
“Yüce Allah makamına:Yüce Allah’ım, benim param yok, bana acele 100 lira gönder!”
Telgrafı gören memur “Olmaz kardeşim” demiş “Bu dediğini yapamam!”
Ama bizimki diretince postanede kavga çıkmış. Olay ilçe kaymakamına iletilmiş. Kaymakam durumu anlamış. Deliyi makamına çağırtarak, ilçe memurlarının maaş bodrosundan kestirerek topladığı 50 lirayı deliye vermiş. Sonra da madem bu deli, onun anladığı dilden konuşmak amacıyla deliye:
“Bak" demiş, "sen tel çektin ve Allah’ta sana 50 lira gönderdi.”
Bizim deli sevinmiş, parayı almış. Bu para ona bir ay yetmiş. Ama para bir süre sonra bitince tekrar soluğu postanede almış ve şöyle bir telgraf yazmış:
“Yüce Allah makamına: Yüce Allah’ım, benim param yok, bana acele 100 lira gönder ama kaymakamı aracı koyma çünkü yarısını kesiyor!”

MÜHENDIZ
Temel çok içiyormuş. “Bu kadar çok içme de seni ustabaşı yapalım!” demişler.
“Valla pen içince mühendiz olayirum!” demiş.

GÜL KOKAYI
Cenevre Tarım Konferansı'nda katılımcıların her biri yaptıkları çalışmaları ve sonuçta gerçekleştirdikleri verim artışını anlatıyormuş. Sıra Temel'e gelince,
-Kuru fasülyeye gül aşiladuk, demis.
-Peki, bunu niye yaptınız?
-Yellenince gül kokayi.

YENI DUYMUŞ
Temel tutmuş yahudinin birine tokat atmıs.
-Neden vurdun?
-Siz isa peygamberi carmiha çermişsinuz.
-Iki bin yıl önce olmuş bir şey bu.
-Valla pen yeni tuydum.

TIMARHANEDE
Yaşlı adam: Neden buradasın?
Genç adam: Herkesin benden beklediği insan olamadığım için..
- Anlayamadım, ne demek istiyorsun?
- Babam benimle övünebilmek için çok iyi bir öğrenci olmamı istedi, ama ben iyi notlar getiremeyince benden utandı. Benim vasat bir öğrenci olduğumu kabul etmek istemediği için beni tembellikle suçladı. Oğlu, çoğu insan gibi sıradan olamazdı. Beni anlıyor musun?
- Pek değil...
- Olmamı istediği insan olamadım, Beni ava götürdüğünü anımsıyorum. Yanında arkadaşları vardı ve oğlunun gerçek bir erkek olduğunu kanıtlayabilmek için çok güzel bir geyiği vurmamı istedi benden.
- Kaç puan aldın?
- Hiç, sadece ağlamaya başladım ve beni bir daha ava götürmedi.
-Sonra...
- Babam benim kendisi gibi avukat olmamı istedi, ama annem, dayım gibi bankacı olmamı istiyordu, büyükbabam kendisi gibi bir marangoz, büyükannem ise rahip olmamı istiyordu. Kilisemizin rahibi Tanrı gibi kusursuz olmamı, arkadaşlarım ise James Dean’a benzememi istiyorlardı.
- Başka?
- Kız arkadaşım her şey olmamı bekliyor, babası ise kızının gözündeki değerinin yok olmaması için benim hiçbir şey olmamamı yeğliyordu. Televizyondaki reklamlar alkol kullanmam, arabalara ve kadınlara düşkün olmam için beni yüreklendiriyor, gece haberleri ise beni alkolizm, trafik kazaları ve AIDS konusunda uyarıyordu.
- Anlıyorum....
- Özür dilerim. Bazen kafam karışıyor. Lütfen beni bağışlayın. Siz ne kadar zamandır buradasınız?
- Ben hasta değilim, yeğenim birkaç aydır burada da onu ziyarete geldim. Beni anlıyor musun?
- Elbette anlıyorum, siz şu duvarın dışındaki tımarhanede yaşıyorsunuz...
J.M.Eades

TANRI VE LENIN
Lenin ölüyor ve Tanrı onu cehenneme koyuyor ama bu Lenin durur mu hiç, başlıyor cehennemde insanları örgütlemeye.
"Bakın diyor biz burda yanıyoruz acı çekiyoruz öbürleri orada cennette rahatla bollukla yaşıyorlar olmaz böyle" diyor ve cehennemde insanlar ayaklanmaya başlıyor. Melekler hemen gidiyorlar Tanrıya;
"Tanrım Lenin cehennemi karıştırdı insanlar ayaklandı" diyorlar.
Tanrı da; "O zaman onu alin cennete koyun" diyor ama bu sefer de Lenin cennette başlıyor konuşmaya;
"Bakın diyor biz burda bolluk içinde yasarken cehennemde yoldaşlarımız acı çekiyor, yanıyor buna izin vermeyelim" diyerek orayı da karıştırıyor.
Melekler hemen gidiyorlar yine Tanrının huzuruna;
"Tanrım" diyorlar, "Lenin orayı da karıştırdı insanlar cennette de ayaklandılar ne yapalım?" Tanrı; "getirin su Lenin'i karşıma bakayım" diyor.
Melekler gidip getiriyorlar Lenin'i, Lenin giriyor Tanrının odasına kapılar kapanıyor aradan 1 saat geçiyor 2 saat geçiyor Lenin çıkmıyor. Odadan melekler iyice merak etmeye başlıyorlar, saatler sonra kapı açılıyor. Lenin çıkıyor içerden hemen giriyorlar melekler içeri;
"Tanrım ne oldu bu kadar ne konuştunuz?" diyorlar.
Tanrı;
"şşşt Tanrı yok hepimiz kardeşiz!"

--------------------------

Adamın biri bir kahveye girer ve "Millet bana bakın!.. Size söylüyorum!. Tam 30 sene sonra ben bu kahveye gene geleciğim" der ve çıkar.

Kahvedekiler "Adam deli herhalde" diye fazla önemsemezler.

Ve aradan 30 sene geçer. Aynı adam kahveye gene gelir ve der ki: -"Hatırladınız mı beni millet. Size demiştim 30 sene önce, ben yine geleceğim diye. İşte geldim" der.

Kahvedekiler tabi ki şaşırır. Adam devam eder. "30 sene sonra gene geleceğim bu kahveye" der. Ve gider.

Aradan bi 30 sene daha geçer. Nesil değişmiştir 30 sene önceki insanların çocukları kahvede oturmaktadır artık. Adam kahveden içeri girer. "Bana Bakın Millet Ben Sizin babalarınıza söyledim. Size de söylüyorum 30 sene sonra ben bu kahveye gene gelicem" der ve çıkar.

Kahve milleti gene bunu takmaz. Aradan 30 sene geçer ve adam gene gelir. "Beni hatırladınız mı millet 30 sene önce tekrar gelicem demiştim, işte geldim ve 30 sene sonra gelip sizin çocuklarınıza da aynı şeyi söylicem" der ve gider.

Aradan bi 30 Sene daha geçmiştir. Ve adam Gene Kahveye gelir.
"Bana Bakın Millet Ben sizin dedelerinize söyledim. Babalarınıza söyledim, şimdi size söylüyorum tam 30 sene sonra ben bu kahveye gene gelicem" der ve gider.

İçlerinden birisi "Arkadaşlar bana bu olayı dedem anlatmıştı.

Gelin hocaya gidelim, bu adam niye ölmüyor, nedir bunun hikmeti? diye soralım" der.

Ve bir hocaya giderler. Hocaya durumu anlatırlar.
Hoca "Ben bu gece rüyaya yatayım. Azrail ile konuşayım. Bakayım niye canını almıyor bu adamın, size yarın haber veririm" der. Ve gece olunca hoca rüyaya yatar. Rüyasında Azrail ile konuşur. "Ya Azrail!. Sen bu şahısın canını niye almıyorsun" Azrail "Zamanında bu adam bir dilek diledi. Ve bu dileği kabul oldu.Onun için" der.

Hoca "Ne diledi Ya Azrail" diye sorar .

Azrail, "Allah'ım bana milli piyangodan büyük ikramiye çıkana kadar canımı alma diye diledi" der.

Hoca "E Allah istese buna büyük ikramiyeyi çıkartamaz mı?"

Azrail "Çıkartmasına çıkarır da BİLET ALMIYOR Kİ ŞEREFSİZ!"

-------------------------

Fıkra bu ya; tanrı dünyayı yarattığı zaman gelecekteki ulusların temsilcilerini yanına çağırmış her birine ikişer erdem vermiş...

İsviçrelilere ;
Düzenlilik ve Yasalara saygı ...

İngilizlere ;
Soğukkanlılık ve asalet ...

Japonlara ;
Çalışkanlık ve Sabır ...

İtalyanlara ;
Neşe ve Romantizm ....

Fransızlara ;
Şarap ve güzel yemekler

Türklere ;
Zeka ve Dürüstlük ve Tayyip sevgisi ....

Meleklerden biri bu dağıtımdan sonra Tanrı'ya sormuş:

'Bütün uluslara ikişer erdem verdiniz ama Türklere üç tane'.
'Evet ama' demiş Tanrı 'sadece ikisini kullanabilecekler'

Böylece; Bir Türk zeki ve Tayyipci olduğu zaman dürüst olmayacaktır...
Bir Türk dürüst ve Tayyipci olduğu zaman zeki olmayacaktır...
Bir Türk hem zeki hem de dürüst olduğu zaman Tayyip'ci olmayacaktır...

-----------------

İngilizce biliyormuş

Temel Çımacı olmuş, ilk kez yurt dışına gitmişti. Gemi Liverpool Limanı'na yanaşırken, Temel iskeledeki İngiliz'e bağırdı:
- Tut şu halatı! İngiliz anlamadı bir şey.. Temel yine bağırdı:
- Tut şu halatı! İngiliz'de gene hareket yok.. Temel ortaokuldaki ingilizcesi ile bağırdı:
- Do you speak English?
- "Yes.. Yes.." dedi İngiliz; Temel öfkeyle bağırdı:
- O zaman tut şu halatı!

Feminist

Dünya Feministler toplantısında; Amerikan Delegesi Hanımefendi kürsüye gelmiş..
"Geçen yılın kararlarını aynen uyguladım. Eve gider gitmez kocama: 'Bundan sonar temiz çamaşır istersen kendi çamaşırını kendin yıka. İste makine orda..' dedim.
İlk gün bir şey görmedim. İkinci gün bir şey görmedim. üçüncü gün bir
baktım, makinenin başında sadece kendi çamaşırlarını değil,
benimkileri de yıkıyor."

Alman Delegesi söz almış, arkasından.. "Ben de kararımız gereğince kocama: 'Bundan böyle temiz tabakta yemek istiyorsan kendi bulaşığını kendin yıka' dedim.. Birinci gün bir şey görmedim. İkinci gün bir şey görmedim. üçüncü gün baktım, makinenin başında sadece kendininkileri değil, benim bulaşıklarımı da yıkıyor."

Üçüncü konuşmacı bizden, feminist kardeşimiz.. "Türkiye'ye döner dönmez kararımız gereğince kocamla konuştum. Ona dedim ki: 'Bundan böyle yemek yemek istiyorsan, kendin pişirmen gerekecek. İste mutfak orada..'dedim. Birinci gün bir şey
görmedim. İkinci gün bir şey görmedim. üçüncü gün sol gözüm biraz açılır gibi oldu, hafiften görmeye başladım!!!

-----------------

kafatası

Antika eşya mağazasında müşteri satıcıya sordu:
- Bu kafatası gerçekten Kleopatra’ya mı ait?
Satıcı garanti verdi:
- Yemin ederim öyle!
- Müşteri merakla tekrar sordu:
- Peki bu küçük kafatası kime ait?
Antikacı:
- Bu da Kleopatra’ya ait, çocukluk kafatası...


süt anne

Genç bir kadın, aylardır şantiyede olan kocasına aşağıdaki satırları yazar:

“Sevgilim, biliyorsun, sen şantiyedeyken nur topu gibi bir bebeğimiz oldu. Sütüm yetmediği için, yavrumuzu besleyebilmek amacıyla bir sütanne tuttum. Yalnız, bu sütannenin zenci olmasından dolayı çocuğumuz, emdiği sütün etkisiyle zaman içinde zenciye dönüştü. Haberin olsun dedim. Bu konuda benim bir suçum olduğunu düşünmezsin umarım. Öptüm. Biricik eşin...

Kadının kocası da bunun üzerine annesine bir mektup yazar:
“Sevgili anneciğim, karım bana gönderdiği son mektupta, sütü yetersiz
olduğu için bir sütanne tutmak zorunda kaldığını, o sütannenin zenci olduğunu ve bu yüzden bebeğimizin renginin de zamanla koyulaştığını yazıyor. Bundan eşimi sorumlu tutamayız, tabii ki. Selam ve sevgilerimle”

Annesi ise oğluna şöyle bir cevap yazar:
“Sevgili oğlum, aslına bakarsan, sen doğduğunda benim sütüm de yetersiz kalmıştı. Ama biz fakir olduğumuzdan dolayı, sütanne tutamayıp onun yerine seni inek sütüyle beslemek zorunda kalmıştık. Bu durumda takdir edersin ki, senin safkan bir öküz olmanın sorumlusu ben değilim. Seni seven annen.”

ben de oynarım

Temel bir arkadaşının daveti üzerine İzmir’e gitmiş. Orada arkadaşıyla dolaşırken bir de bakmışlar ki, birkaç efe zeybek oynuyor. Kendilerine özgü ağır hareketlerle kol vurup diz büken efeleri seyrederlerken, arkadaşı Temel’e dönüp sormuş:
- Ne güzel oynuyorlar değil mi?
Temel dudak bükmüş:
- O kadar düşündükten sonra ben de oynarım...