Bir Bahar Hikayesi

halill gönderdi:

Hafta başından beri Fırat Üniversitesinin “Bahar Şenlikleri” adında etkinlikleri var. Halil kaç gündür gece 24’de doğru terlemiş şekilde gelip “öldüm, öldüm" diyor. Bende “ne oldu, niye öldün” diyince “oyun oynamaktan” diyor.

Bu etkinlikler çerçevesinde geceleri halka da açık üniversite kampusu içindeki bir alanda müzik programları yapılıyor. İki gündür bende gidiyorum. Çeşitli gruplar, çeşitli dallarda çalıp söylüyor, izleyiciler de oynuyorlar. Bir bakıyoruz Derilo ile başlamış, lorke ile devam ediyor, Ardından “Değirmen üstü çiçek, orak getirin biçek/ ölürem kızlar naz eyleme” topluca söylenip oynanıyor. Daha sonra hava değişiyor bu defa da hep beraber rakınrov yapılıyor ama bu figürleri herkesin tam yaptığı söylenemez. Bazıları da biraz halay çeker gibi işi götürüyor. Aralarda dolaşıyorum, bir çok tanıdığa rastlıyorum, ama kimseye takılmıyorum. Halil nerede diye epeyi aradıktan sonra görüyorum. Kızlı erkekli bir gurupları var, halka yapmış oynuyorlar.

Fırat üniversitesinde bende İnşaat Mühendisliğinde 2-3 yıl okuyup bırakmak zorunda kalmıştım. Aklım o yıllara takılıyor. Biz hiç böyle oynayamamıştık, onları kıskanıyorum. Okul karşı grubun eline geçmiş onların işgaline girmişti. Yurtta kalan arkadaşlarımızdan 15 kişiyi dışarıdan adam getirip bıçaklatmışlar, bazılarını dövmüşler önce yurdu ele geçirmişlerdi. Ardından bu saldırıları polisin desteğin de alarak bölümlerde devam ettirdiler. Sonuçta bir çok kişi okulu bırakıp memleketlerine gitti. Ara unsurlar korkudan onlara yanaştı. Bizim sınıfta son direnen iki kişi kalmışız, biri Ali Haydar isminde bir arkadaş biri de ben.

Kafam eskiye takılmış. Sahne aklımda canlı duruyor. O anda “Mimarlık Bilgisi” dersindeyiz sınıfımız zemin katta. Hoca Hitler dönemi Almanya’sının mimari özellikleriyle ilgili bir şeyler anlatıyor. O dönemde Almanya’da yapılan binaların giriş kapıları olması gereken ölçülerin çok üzerinde büyük ve ihtişamlı yapılmaya çalışılıyormuş. Bunun nedeni de yapılan binalarda bile Alman ırkının ne kadar büyük ve üstün bir ırk olduğunu ifade etmek içinmiş. Hocamız hem işini biliyor hem de çaktırmadan faşizmle dalga geçiyor.

Pencereden bakıyorum yurt tarafından bizim olduğumuz binaya doğru 8-10 kişilik bir gurup geliyor. Bunlar da bizim faşistler. Yanımda oturan Haydar’a bak diyorum, bizim için geliyorlar. Zaten epeyi bir zamandır saldırı bekliyoruz. Üzerimdeki bıçağın ağzını açıp ceketimin cebine koyuyorum. Ortam nedeniyle tek bir defter taşıyorum, ders bitmeğe doğru onu da kemerinle karnımın arasına sıkıştırıyorum. Bu biraz da savunma amaçlı. Karın bölgesine gelecek darbelere karşı.

Arkadaşım titriyor, ona cesaret vermeğe çalışıyorum. Daha önce Ankara’da dünya çapında dereceleri olan tekvan-do milli takım antrenörü İsmet Irazı’dan bir yıl kursu aldığımı hatırlatıyorum. Savunma hareketlerini refleks derecesinde yapabiliyorum. Birbirimizden ayrılmayalım kapı ağzında yaptıkları çemberi yarıp koşarak kaçmamız gereken yönü söylüyorum.

Ders bitiyor. Dışarı çıkınca önümüzü kesip bizimle konuşacaklarını söylüyor, onun için kenar bir yere götürmek istiyorlar. Kabul etmiyorum, bunun üzerine aralarından biri elindeki kalın tahta sopayla üzerime hamle yapıyor. Sopa bana kavuşmadan havada karşılayıp ona bir de tekme atıp ileri doğru koşuyorum. Önüme bir kişi daha çıkıyor. Ona da yumruk sallıyorum, fakat pek değmiyor tam çemberin dışına çıkmışken arkadan kafama sert bir şekilde odunla vuruluyor, ama ben durmadan daha önce belirttiğimiz yöne koşuyorum, arkamdan gelmiyorlar. Arkadaşım da o kargaşada sınıfa geri dönüyor ve pencereden atlayarak kaçıp kurtuluyor. Ensemde bir sıcaklık hissedince kafamın kanadığını anlıyorum. Kan ensemden damla damla süzülüyor.

Öğrenci işlerine gidiyorum. Kendimi tanıtıp saldırıya uğradığımı söylüyorum. Pek ilgi göstermiyorlar hatta durumu anladıkları için hoşlarına bile gidiyor. Bizi ilgilendirmiyor, polise git, çık buradan diyorlar. Bunun üzerine bende elimi kanla ıslanmış saçlarımın arasında dolaştırıp oradaki yetkilinin masasına boydan boya sürüyorum. Kanım masanın üzerinde kalıyor, “bunlar yanınıza kalmaz” diyip, çıkıp gidiyorum....

Aradan yıllar geçmiş, Ben yine aynı yerdeyim, aklından geçen olayların gerçekleştiği aynı mekanlardayız, ama şimdi hava çok farklı. “Bahar Şenliği” devam ediyor. Herkesin keyfi yerinde. Bangır bangır “kara üzüm habbesi / Le le le le canım/ Göynüm sevmez herkesi” çalınıyor, herkes oynanıyor...

Halil666@mynet.com
Mayıs-2002